Ameliyat Öncesi Neden İğne Biyopsisi Yapılmalı?

Kanser tedavisine başlamadan önce, hastalığın kesin teşhisini belgelemek, tümörün çeşidini ve yaygınlığını saptamak ve tedaviyi ona göre planlamak gerekir. Bu mücadeleyi bir savaş gibi düşünürsek, iyi bir komutan savaşa girmeden önce düşman ile ilgili tüm bilgileri toplamak ve buna göre bir strateji hazırlamak ister.

Kalın iğne ile yaptığımız biyopsiler sayesinde tümörün tüm özelliklerini ortaya koyabiliyoruz. Buna göre tümörün süt kanallarından mı (duktal karsinom) yoksa süt bezlerinden mi kaynaklandığı (lobüler veya duktal karsinom) kolayca anlaşılır. Hormon reseptörleri (ER, PR, C-Erb) ve hastalığın zaman içindeki olası seyri hakkında bize fikir veren Ki-67 gibi analiz sonuçlarını iğne biyopsisi sayesinde elde edebiliyoruz.

Bu sonuçlar bize nasıl bir düşmanla karşı karşıya olduğumuzu bildirir. Buna karşılık bizler ona karşı nasıl bir ameliyat (meme koruyucu, meme cildi koruyucu ve tüm memenin alınması) yapacağımıza karar veririz. Ameliyattan sonra nasıl bir tedavi yapılacağı hakkında önceden bir fikrimiz olur.

Cerrahi biyopsi veya frozen (ameliyat esnasında ve ameliyathanede tanı konması) daha eski yöntemler olarak kalmıştır ve iğne biyopsisinin avantajları yanında -eğer mümkünse- kullanılmamalıdır.

Cerrahi biyopsi hastaya iki kere ameliyat yapılması demektir. Ameliyathanede yapılan frozen yöntemi ise patoloji hekimini bir kaç dakika içinde teşhisi söylemeye zorlayan bir yöntemdir. Hasta ameliyata girerken hastalığının teşhisini bilmez, kendisine ne ameliyat yapılacağını bilmez hatta ameliyatın ortalarına kadar cerrah da bilmez. Ameliyat esnasında hızla verilen kararler önceden yapılan planlar kadar sağlıklı ve doğru olmayabilir. İğne biyopsisi sayesinde bütün bunlara artık gerek kalmamıştir.